Korkut Keskiner

Bu yolculuk tavşanlar değil kaplumbağalar için !

Zihni aşmak ve özgürleştirmek, kendini keşfetme yolculuğuna çıkmak kesinlikle mümkün ama bunun uzun bir yolculuk olduğunu kabul etmek önemli… Bu süreci değerli kılan da işte bu adım adım fark edilenler, gıdım gıdım artan özgürlükler…

Korkut Keskiner evrenselleşmeyi, dünyada evrensel yaşamayı ve dinin de evrenselliğini anlatıyor yıllardır. “Mümkün ama kolay değil, kendi üzerinde çalışmak şart” diyor. ‘Neşenin Bilgeliği ve Bilgeliğin Neşesi’ni aktarıyor konuşmalarında… Bilgelik bize, çocuksu kahkahayı ya da en azından Buddha’nın dudağındaki müstehzi gülümsemeyi getirmiyorsa, bilginliktir.” diyor. Yolun, sistemin kurallarını, inceliklerini, felsefesini biliyor, anlatıyor ve paylaşıyor. Neşenin her şeyde anahtar olduğunu yeniden hatırlatıyor. “Bir eğitmen, bir yol ya da bir teknik neşe vermiyorsa o size uygun değildir” diyor mesela, bu kadar basit….

O halde ben de bana neşe veren ve coşkulandıran bir anektodu anda paylaşayım… Bu satırları yazmaya ara verdiğim bir sırada, tesadüfen (!) elime aldığım Hermann Hesse’nin “Siddhartha”sında ve yine tesadüfen açtığım sayfada, altını daha önce okurken çizdiğim şu satırlar gözüme çarptı. Sanırım aynı zamanda burada paylaşmak içinmiş. Her şeyin ardında, herkes için eşzamanlı -zamansız- bağlantılar olduğunu ve hepimizin evrensel yaşadığını doğrulamak istercesine…


“Ve Govinda’nın gördüğüne göre maskenin bu gülümsemesi, birlik ve bütünlüğün binlerce varlık üzerindeki bu gülümsemesi, binlerce doğum ve ölüm üzerinde eşzamanlılığın bu gülümsemesi, Siddartha’nın bu gülümsemesi tıpatıp Gotama’nın gülümsemesiydi, aynı sessiz, ince, içyüzü kestirilemeyen, belki iyi yürekli, belki alaylı, bilge, bin bir yüzlü gülümsemesiydi, bizzat Govinda’nın yüzlerce kez huşuyla izlediği gülümsemesiydi Gotama’nın, Buddha’nın. Govinda, mükemmelliğe kavuşmuş kimselerin böyle gülümsediğini biliyordu.”

Ruhsal gelişim yoluna kendini adamış olanların genellikle tanıdığı, İzmirli olanların mutlaka bildiği bir isim Korkut Keskiner. Kişisel gelişim yolundaki bir çok kişinin ve hatta şu an eğitmen olmuş tanınan isimlerin ilk hocası, eğitmeni, yol göstereni. Düşünür, yazar, aklı hocası, neşeli bir bilge kişilik, evrensel yaşam üstadı ve tüm bunların yanı sıra bir siyaset bilimci, iyi bir eş ve baba… Klişe ifadeleri, tanımları sevmiyor Korkut Keskiner, bu sebeple onu tanımlamak pek kolay değil aslında. “Hepimiz hep değişkeniz ve öyle de olmalıyız” diyen Korkut Keskiner ruhsal gelişim yolunda, hayat tecrübesinde herkes gibi deneyimlerden geçmiş. Fakat onun farkı, nasıldan ziyade “neden” sorusunun ardındaki hakikati bulmaya kendini adamış olması belki de. Çok küçük yaşlardan itibaren ruhsal gelişim konuları ile ilgili olmuş. Saint Joseph mezunu, Bilkent İşletme’de okumuş, Siyaset Bilimi masterı yapmış. Fakat sonra siyasetin kendisine uygun olmadığını görüp takipçisi olduğu konularda eğitim almış ve bir çoğundan ilk eğitmenlerden biri olarak çıkmış. Bu yolculuğunda edindiği teorik bilgileri pratikle harmanlayarak tecrübe etmiş ve 2000 yılından itibaren bildiklerini aktarmaya; spiritüel, ezoterik ve metafizik konularında eğitimler vermeye başlamış. 6 yıl kadar önce eğitim vermeyi bırakarak, daha çok yazmaya ve düşünmeye adamış kendisini. Yılda birkaç kez konferans düzenleyen Korkut Keskiner, yaşamla ilgili evrensel bilgileri, deneyimlerini, fikirlerini daha çok sosyal medya üzerinden paylaşıyor. Kişisel gelişim camiası onu ‘hocaların hocası’ diye biliyor. Dünyanın sunduklarının keyfini yaşamayı bilen, diğer yandan da ruhun bilgelik penceresinden evrensel bakabilen Korkut Keskiner’le sohbet de tarifsiz bir tattaydı tabi. Artık sizi kendisinin sözleriyle baş başa bırakayım. Şifa niyetine, keyifli okumalar olsun…

Kısaca sizi tanıyalım mı? Kimdir Korkut Keskiner?

Çok klişe ama, çok küçük yaşlardan beri, anlatılanlar bana yetmedi. İnsanın daha büyük bir gerçeği araması için, deneyimden de geçmesi gerektiğini düşündüm. Üniversite yıllarında başlayan pratik eğitimler sonunda çok sayıda konuda eğitim verme yetkisi aldım. Benim üzerimde en çok değişiklikleri yapan, en çok faydalandığım alanlarda eğitim verdim. Binlerce öğrenci, onlarca çok iyi hoca yetiştirdim. Anlattıklarımı kitaplara dönüştüren çok değerli öğrencilerim de oldu. 6 senedir eğitim vermiyor, bildiklerimi yazarak paylaşıyorum. Sadece dünyada evrensel yaşamak konusunda teorik eğitimlerim oluyor, o da yılda bir kez.

Küçük yaşlardan beri büyük bir gerçeği aradığınızı söylüyorsunuz. Şimdi geldiğiniz noktayı nasıl tanımlıyorsunuz?
Bu dünya üzerinde nasıl evrensel yaşanabileceğini öğrenmeye çalıştım. Zihin hep yerel ve güncel. Yani doğduğunuz ve yaşadığınız coğrafya ve zaman diliminin sınırlarında. Ben de öyleydim, şimdi ve bugünün sınırlarıyla dolu olan zihnimi aşmaya, ondan özgürleşmeye çalıştım. Ve bunu öğretmeye de çalıştım. Elbette daha yolum var, ama artık dünyada zaman ve mekan sınırlarını aşarak, evrensel yaşamaya çalışıyorum. Ama bu bir nokta da değil, her şey değişiyor, ben değişiyorum, dinamik bir denge kuruyorum her yeni günde.

Eğitim vermeyi bırakmanızın sebebi nedir?

Pratik eğitimler de veren çok değerli bazı hocaları tenzih ederim. Ama ne yazık ki, ezoterik, felsefi bir altyapınız yoksa pratikte anlatılanlar, insanların kalplerine çok ulaşmıyor. Bugün bir çok eğitmen anlattıklarının temel bilgi ve felsefesinden habersiz. Bu konuda okumamışlar, daha da kötüsü düşünmemiş, bireysel sentezlere ulaşamamışlar. Diğer taraftan, pratik yollarla neler mümkün olduğunu anlamadan, teorik ezoterizm ve felsefe de soyut düzeyde kalıyor. Bir tür nakleden papağanlar grubu oluşuyor. Oysa pratik çalışmalar olmadan, insan arınamaz. Ben ikisinin de birbirini desteklemesi gerektiğini düşünüyorum. Ama daha çok katkı sağlayabileceğim alan teoriyken pratikte fazla zaman bile kaybetmişim.

“Deneyimler yoluyla biz, bizim aracılığımızla sistem kendini tanıma yolculuğunda.”

Dünyada olup bitenlerin hakikati nedir peki?

Olmaları ve bitmeleri… Şaka bir yana, dünyada yaşananlar sadece deneyimler. Deneyimler yoluyla biz, bizim aracılığımızla sistem kendini tanıma yolculuğunda. Hakikat kavramı, dünyada olup bitenler ve beş duyu gerçekliği ve zihin muhasebelerinden çok daha büyük bir şey. Ama bunu fark edebilmek için dünyada olan bitene dünyadan değil, evrenden bakabilmek lazım.

“Her şeyi net görmek, çıplak hakikate ulaşmak insanken imkansız, çünkü bu oyunda sınırlar var ve onlara tabiyiz. Hiç bir zaman tam göremeyeceğinizi bilerek çabaya devam edenler, cevaba da yaklaşırlar. Her şey mümkün, ama hiçbir şey kolay değil.”

Sizce kimler kendilerini ve hakikati sorgulamaya başlıyor?

Ruhsal yola, zihinlerine batan kıymıklar yüzünden girer insanlar. Zekaları başka insanların cümlelerine ve akıllarına isyan eden insanlar girerler. Her şeyi net görmek, çıplak hakikate

ulaşmak insanken imkansız, çünkü bu oyunda sınırlar var ve onlara tabiyiz. Benim en sevdiğim örnek, bir deste şeffaf plastik dosyayı üst üste koyunca ayna gibi olur ya. Zihin arındıkça o dosyaların sayısı azalmaya başlar ve siz aynanın giderek şeffaflaştığını fark edersiniz. Hiç bir zaman tam göremeyeceğinizi bilerek çabaya devam edenler, aynanın cama yaklaşmasıyla, cevaba da yaklaşırlar. Her şey mümkün, ama hiçbir şey kolay değil.

Kişisel gelişim deyince sadece olumlu düşünce vb. yöntemler geliyor herkesin aklına. Oysa bu tanım çok yetersiz kalıyor. Başka neler söylemek istersiniz bu konuda?
Kişisel gelişim tabiri çok eksik. “Toplumsal dönüşüm için kişisel değişim” dense belki daha anlamlı olur. Amaç zaten gelişmek değil ki, asıl amaç arınmak. Kalabalık ve gürültülü bir zihin yerine, sadeleşmiş, huzurlu, dengeli ve mutlu bir zihin. Esas ihtiyacın iş hayatında daha başarılı olabilmek, daha zengin olabilmek değil, bunların amaç değil araçlar olduğunu fark etmek. Olumlu düşünce ise pek bir işe yaramıyor. Çünkü olan şeylerde toplu seçimler varken, sadece sizin olumlu düşünmeniz maalesef işe yaramaz. Olan şeyler sadece sizin seçimlerinize bağlı değil çünkü. Ama çok önemli bir konu var. Olumsuz düşünmemek kesinlikle işe yarar. Yani istemediğiniz senaryoları güçlendirmemek elinizdedir. Yapılması gereken, olumsuz düşünmemeyi öğrenmek, kendinizi ne zaman olumsuz düşünürken bulursanız, bundan hemen kurtulmak.

“Ruhsallık, elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra teslim olmayı öğrenmektir“

Sizi neşeli, hayatın tadını çıkaran biri olarak da tanıyoruz? Tüm bunların yanı sıra siyasetle de ilgilisiniz. Ruhsallığınızla bu dünyadaki kimliğinizi nasıl dengede tutuyorsunuz?
Denge en büyük anahtar. Zannediliyor ki, ormanda yaşayan, asık suratlı ak sakallı bilge olmadan ruhsallık olmaz. Eğlenmeyen, lezzetlerden ve hazlardan uzaklaşmış, arada bile olsa kasten teneffüse çıkmayan insanların, hayatları gibi söyledikleri de robotik. Ne yazık ki, bir ayağı dünyaya basmadan, bedeni mutlu etmeden yaşanan her ruhsallık bir süre sonra sonuca ulaşamadan durur. Ya da zihin bir süre sonra isyan eder. O yüzden beden de hep mutlu olmalı. Bedeni disipline ederken, muhakkak arada onu şımartmayı da ihmal etmemek lazım. Siyaset konusu da şöyle. Benim, ülkem, dünya ve gelecek için seçimlerim varsa görevlerim de var. Çocuklarımın ve bütün çocukların nasıl bir dünyada yaşamasını istiyorsam bunun için çaba da göstermeliyim. Ruhsal anlayış, elinden gelenin en iyisini yapar, sonra sonuç istediği gibi değilse, isyansız, teslimiyet ve rıza gösterir. Büyük irade kendisininkinden farklı tecelli ettiyse, saygı duyar. Fakat yoluna devam da eder, çabasını yine ortaya koyar. Çünkü ruhsallık, elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra teslim olmayı öğrenmektir. Hiç olmaya çalışanlar, pasifistler, kaderciler, esas oyunu anlayamamışlar demektir.

Dünyadan zihne bakıp “nasıl” sorusu üzerine odaklandık, oysa evrenden ruha bakıp “neden” sorusuna yanıt aramalıyız diyorsunuz. Bununla neyi kast ediyorsunuz?
Bugün ne yazık ki, kişisel gelişim, insanlara “parasını öde de sorununu çözelim” şeklinde bir anlayışa indirgendi. Kitaplar da, eğitimler de alternatif tıp da öyle. Herkes “nasıl” sorusuna cevap arıyor. Oysa birileri çıkıp “neden” sorusuna cevap aramalı. Çünkü neden değişmemiz gerektiğini bilmeden, sadece metotlara, aracılara güvenerek değişemeyiz. Ne yazık ki, şu anda durum böyle. Bir sürü insan, eğitimler, sertifikalar, arada bir moda olup sonra unutulan teknikler, dünyaca meşhur şifacılar, bilgisiz fikirler, fikirsiz bilgiler arasında gidip geliyorlar. Vaat edilenler nadiren tam gerçekleşiyor, hayal kırıklıkları insanları yoldan uzaklaştırıyor. Oysa neden yola çıktıklarını gerçekten anlasalar ve bilseler çok daha az yorulur ve çok daha fazla fayda sağlarlar.

Kişisel gelişim, spiritüalite konularının bu kadar çeşitlenmesi ve tekniklerin artmasını da dünyanın geçirmekte olduğu değişim ve yeniden doğuş zamanına yaklaşmış olmamıza bağlanıyor. Gerçekten bir yeniden doğuş zamanında mıyız sizce?
O konuda kim ben biliyorum derse, ona inanmamak lazım. Bu hepimizin kollektif kararıyla, o zamanda ve o şekilde olacak. Evet, insanların arasında, özellikle ruhsal farkındalığın yükseldiği bir dönem. Feminen bilinçlenme ve dişil bilgelik de yükseliyor. Yeni çocuklar farklılar. Bütün dünyada baskıcı yönetimler var ve bunlar basınç yaratıyorlar. Uygarlığımız muhakkak bir evrim geçirecek, bu net. Ama bunun nasıl ve ne zaman olacağı belli değil, belli diyenlere, tarih verenlere, tasvir edenlere de pek inanmamak gerek. Emin olun neyin, ne zaman ve nasıl olacağı hala belli değil, buna biz karar vereceğiz. Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın ve elle gelen düğün bayram.

Ruhsal büyümenin zorlukları nedir? Ruhsal gelişim niyetiyle yola çıkanları neler bekler?

Büyümekten ziyade, sadeleşmesi demek daha iyi gibi. Ruhsal yolun sonu mutlak özgürlüktür. Kesinlikle büyük bir sosyal maliyeti vardır. Yani insanlar sizden belirli nedenlerle uzaklaşacaktır. Bunun dışında, çok istikrarlı, sosyal güvenceli bir hayatınız da olmayabilir. Kendinizi yenmek de zordur. Yani size anlatılan ideal hayattan vazgeçerken, konfor zannettiğiniz tüketim kalıpları, sevgi zannettiğiniz bağımlı ilişkiler ve görev zannettiğiniz esaretler gidince, evinizi baştan yıkıp, sonra yeniden daha sade ama daha huzurlu olarak yeniden dekore edersiniz. Duvarları yıkmak ve sonra yeniden yapmak ve sosyal açıdan yalnız olabilmeyi öğrenmek kolay olmayacaktır. Ama çok daha özgür olursunuz. O özgürlük bütün bu zorluklardan daha değerlidir.

Sizce bu dünyada yaşarken zihni aşmak, aklı özgürleştirmek mümkün mü?

Zihni aşmak ve özgürleştirmek kesinlikle mümkün. Ama bunun uzun bir yolculuk olduğunu anlamak lazım. Sürekli ve hiç bitmeyecek bir çabadır, ama arada yavaş yavaş fark ettikleriniz, gıdım gıdım artan özgürlük, bu sürecin değerini gösterir. Biraz önce de söyledim, her şey mümkün ama hiçbir şey kolay değil. Birileri bunun kısa yoldan mümkün olabileceğini söylerlerse asla inanmamak gerekiyor.

“Doğrular hep var, çünkü seçimlerimiz var. Ama yanlış yok, çünkü onlar da başkalarının doğruları.”

Tekamül düzeyimizin göstergesi nedir? Bu ölçülebilir bir şey mi? Doğru yanlış yoksa kişinin davranışı ve olaylar karşısında gösterdiği tepkilerin ölçütü ne olabilir?
Tekamül düzeyinin göstergesi çok basittir. İstediğiniz bir şey olduğunda ya da istemediğiniz bir şey olduğunda verdiğiniz tepkinin düzeyi tekamülünüzün ne seviyede olduğunu gösterir. Hep daha fazlasını isteyen şımarıklıkla, isteğinde ısrar eden şımarıklıktan ne kadar uzaksınız? Tabii, bu farkındalık ne olursa olsun ve ne olmazsa olmasın, olanın geçici olduğunu bilmekle başlar. Sonra, yarın olan ya da olmayan her neyse, pişman ya da müteşekkir olabileceğinizi hep hatırlatır. Ve en önemlisi, karşınızdakilerin sizinkinden farklı seçimlerine saygıyla devam eder. Doğrular hep var ve olacak, çünkü seçimlerimiz var. Sorun kendi doğrularımızı başkalarından beklemekteki ısrarımız. Ama yanlış diye bir şey yok, çünkü onlar da başkalarının doğruları.

“Dünyada Evrensel Yaşamak” başlıklı eğitimleriniz var. Bu nasıl başarılabilir? Sistemin kurallarını mı öğrenmeli bunun için? Farklı bir bilinç mi gerektiriyor?
Gerçekten bir sistem ve sabit kuralları var. Ama inanın basit bir sistem ve basit kurallar. Eğitimde bunları ve bunların arasındaki ilişkileri öğreniyoruz. Ve hayatımızı kolaylaştıracak bazı basit ve bazı çok karmaşık teknikler de var. Asıl mesele dünyada dünyalı gibi yaşamanın sadece keyiflerini muhafaza edip, yüklerinden bağımsızlaşmak. Sadece bakış açılarımızı değiştirince bu mümkün. Binlerce yıldır bilinen bilgilerle, yeni bilgilerin, farklı sentezleri de var. Ben benim penceremden görünenleri anlatıyorum. Farklı bir bilince hep beraber geçerken ve bir süre sonra dünyada evrensel yaşamaya da başlayacakken, basit ve kolay uyum sağlamayı öğretiyorum.

Ruhsal yol tutkularımızdan arınmak için mi yoksa tutkularımızı gerçekleştirmek için mi? Kendimizi terbiye mi etmeli yoksa şımartmalı mıyız mesela?
Ruhsal yol isteklerinizden vazgeçmenizi gerektirmez, ama onların sizi yönetmesinden kurtulmak demektir. Tutku maalesef ayağımızdaki prangadır. Ruhsal yol istediklerimizi elde etmek için değildir. İstediklerimiz olmayınca üzülmemeyi öğrenmek demektir, ama bu da istediklerimiz olduğunda sevinmemeyi gerektirmez. İnsan olduğumuz sürece denge sürekli bozulacak, biz de onu hep yeniden kuracağız. İstediklerimiz hep olacak, biz de olmaları için gayret göstereceğiz. Ulaşabileceğimiz en iyi nokta, en negatif noktamızı sıfır, yani nötr hale yükseltmek sürekli olarak.

Ruhumuzun, yaşamımızın amacı ile tutkumuz arasındaki farkı nasıl bilebiliriz? Yaşam amacımız sandığımız şey zihnimizin, nefsimizin bir ürünü ise… Ne diyorsunuz bu konuda?

Hiç güç değil. Size kahkaha attıran, neşe veren her şey sizsiniz. Diğerleri siz değilsiniz, onlar başkalarının öğrettiği sizsiniz. Yaşam amacınız bluğ çağında bıraktığınız kahkahalarda gizli. Oradan sonra olmadığınız birine dönüşüyorsunuz. Çok basit bir ölçü daha var. Yaşam amacı için çalışırken asla yorulmazsınız, her adım ve çaba size kolay gelir. Oysa tutkular, içinizdeki neşeyi ve keyfi de çalar, sizi programlanmış bir bilgisayara dönüştürür.

Neşenin bilgeliği, Bilgeliğin neşesi adında konferanslarınız olduğunu biliyoruz. Bilgeliğin bizi ulaştırması gereken nokta neşe mi? Bu dünyada hem keyifli hem de bilge bir kişi olarak yaşamak nasıl mümkün?
Orada anlattıklarım “evrensel yaşama eğitimi”nin önemli parçaları. Eğer bilgelik bize, aslında çocuksu kahkaha daha da iyi, ama en azından Buddha’nın dudağındaki müstehzi gülümsemeyi getirmiyorsa, bilginliktir. Bilgin olmak da çok saygın. Fakat bilge buradaki kuralları fark ettikçe, bu hayatın anlamlı ama aynı zamanda neşeli deneyimlerle de dolu olması gerektiğini fark eder. Yine bilge bilir ki, farkındalığı arttıkça enerji alanı, ışığı gibi, neşesi de diğer insanları daha çok etkilemeye başlar. Bu yüzden hayatın güzelliklerine odaklanır. Rol ve görev, ancak teneffüslerle keyifli ve ancak bu şekilde gerçekten verimli olur.

Peki sizce ruhsal büyüme sağlamak, kendini keşfetmek ve bu dünyada neşeli bir bilge olmak için ne tür çalışmalar yapmak lazım? Okurlarımıza birkaç yöntem öneriniz olur mu bununla ilgili?
Büyüme demeyelim, ruh zaten çok büyük. Zihinden, sınır ve kalıplardan kurtulmak yeterli ve aslında tek amaç da bu. Bunun için çok metot var. Hepsinin birbirlerinden daha iyi olduğu alanlar var. Fakat hiçbiri, diğerlerinden her konuda daha iyi de değil. Bu yüzden bütün metotlara saygım var, hiçbirini bir diğerinden üstün tutmuyor ve özellikle önermiyorum. Elbette öğrencilerime önerdiğim aşamalar vardı. Ama bir eczane gibi düşünün, ya da antibiyotikler gibi. Herkes kendi özel ihtiyaçları için doğru ilaç kokteylini bulmanın sorumluluğunu kendisi almalı.

Bilinçaltı, bilinç ve üst bilinçten bahseder misiniz? Bilinçaltı temizlenmeden üst bilinçte çalışılmaz diyorsunuz. Üst bilinç çalışması ne demek?
Bilinç bildiğimiz alan, bilinçaltı bildiğimizi bilmediğimiz alan, üst bilinç ise bilmediğimizi bilir hale geldiğimiz alan. Son ikisine bilim bilinç dışı der, fakat ruhsal yolda farklıdır. Üst bilinç çalışmaları; bilmediğimiz, transandans, aşkın bilinç gibi, 5 duyu gerçekliğinin aşıldığı çalışmalardır. Eğer bilinçaltı yeterince arınmadan yapılırsa çok tehlikeli olabilir. Özellikle eğilimi olan öğrenciler geri dönülmez zararlar görebilirler. Bu yüzden yüksek frekanslara çıkılan, bilmediğimiz bilgilerle karşılaşılan çalışmalar yola girildikten ve bilinçaltı temizlendikten çok sonra yapılmalıdır.

Kadim bilgileri günümüze ne şekilde uyarlamalıyız? Kadim bilgeliğe mi bakmalı yoksa güncel bilgileri mi dikkate almalı?
İnsanlık binlerce yıldır bazı bilgileri, sadece sadık ve layık olanlara vererek korumuş. Bu bilgileri koruyanlar kendi aralarında bazı varyantlar oluşturmuşlar. Fakat bilginin kökeni ve ana mesajlar aynıdır. Bunları öğrenmez ve hazmetmezseniz, diğer bütün bilgiler afaki kalırlar. Kanal bilgileri de, vahiy dediğimiz ilahi ilhamlar da interaktiftir. Aktaranın süzgeçlerinden geçerler. Benim önerim; tümünden, sadece kalbinizi ısıtan, size neşe veren cümlelere odaklanıp, hiçbirinin gerçeğin tek sözcüsü ya da gerçeğin tekeli olmadığını kabul etmek. Hepsinden birer ikişer cümle alıp kendi referans kitabınızı yazmak.

Ve son olarak kısaca kendini keşif yolculuğunda olanlara neler tavsiye edersiniz?

Bu bana çok soruluyor ve hep kaçamak cevaplar veriyorum. Önce çok okumak ve öğrenmek lazım. Hemen ardından çok meditasyon ve tefekkürle öğrendiklerinizi unutmak lazım. Zihninizi sınırlayan yerel ve güncel kalıplardan kurtulmak için bilinç ve bilinçaltı çalışmaları yapmak anahtar. Bilinçaltında bu hayattaki travmalardan, ailenizden gelen travmalardan, varsa geçmiş hayat travmalarından arınmak sizi iyi bir başlangıç noktasına getirir. Ama iki tavsiyem çok önemli. Birincisi, bunu kimse sizin yerinize yapamaz. Teknik öğrenin ve kendi kendinize çalışın. Şifacılara sadece çok uzmanlık isteyen konular için gidin. İkincisi; istikrar ve disiplinle ve daha da önemlisi sabırla ilerleyin. Bu yolculuk tavşanlar için değil, kaplumbağalar için.

POZİTİF DERGİSİ 2018/01 TARİHLİ 24. SAYIDA YAYINLANMIŞTIR.

Röportaj : Burcu Öztınaz Kömürlü